El-ESMÂ-ÜL - HÜSNÂ 
ALLAH (cc.) 

Sevdiklerimize bilgimizin, kültürümüzün, geleneğimizin, dilimizin geliştirdiği en güzel kelimelerle hitap ederiz. Sevgilim, canım, ciğerim, servi boylum, ahu gözlüm, sultanım... vs. gibi kelimeler kimliklerini de beraberlerinde taşırlar. Dil bilimi bu kelimelerin hangi çağlardan, hangi dağlardan veya hangi bağlardan akıp, hangi medeniyetlerden süzülerek geldiğini belirler.
Şair: “Güzelliğin neye yarar, şu bendeki göz olmasa” der. Göz görür, gönül sever, akılda bu işe şaşar kalır. Gören gözü, seven gönülü, sevmeyi ve sevilenleri yaratan ise Allah (c.c.) dır.
Kedinin gözünde bülbül, bir yudumluk ettir. Öküzün gözünde çiçek bir çiğnemlik ottur. İnsanın gözünde ise binlerce şiirin yazılmasına binlerce resmin yapılmasına ilham kaynağıdır. İnsan ve kedi İkiside göze sahiptir ama Allahımız bize ayrı bir göz, ayrı bir gönül vermiştir.
Sevgimizi ve sevdiklerimizi yaratan Allah’ımızı seviyoruz. Peki ama Allah’ımızı tanıyor muyuz? Biz tanıdıklarımızı duyma, görme, tatma, koklama, dokunma gibi beş duyumuz, hafızamız ve genlerimizdeki programa göre tanırız.
Uzaktaki eşyayı gözümüz görmez. Sesini kulağımız işitmez. Duyu organlarımızın bir sınırı var. Hafızamızın sınırı da ana rahminden öne geçemez, kabirden öteye geçemez. Sınırlı olan sınırsızı kavrayamaz.
Şair: “İdraki uluhiyyetine var mıdır imkan Aklın dahi mahiyyetini bilmiyor insan” (İsmail Safa) “Akl”ın ne olduğunu kavrayamayan insan, bu akılla Allah’ın zatını kavramaya çalışıyor. Kavrayamayınca en kolay yolu seçiyor ve inkara yöneliyor.
Dede Korkut: "Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Görklü (güzel) Tanrı
Çok cahiller seni gökte arar, yerde ister
Sen hod (kendi) mü’minlerin
gönlündesin" der.
Rabbimiz: "Gözler onu idrak edemez. O gözleri idrak eder. O her şeye nüfuz eden iyilik yapan ve her şeyden haberi olandır” buyurur. (K.K. En’am 103) Sevgi gönülde olur. Ancak gönüldeki sevgi görünmez. O görünmeyen sevgiyi, sevgiliye gönderirken yine görünmeyen elçilerle göndeririz. Kelimeler elçilerimizdir.
Mecnun: “Leyla, Leyla” diyerek sevgisini açığa çıkarıyordu. Biz gönlümüzün tamamını Allah’a imanla süsledik. Dilimizi O’nun güzel isimleriyle süsleyelim. Böyle yaparken sevgimizi Mevla’mıza bildirmiyoruz. O zaten biliyor. Biz, Allah’ın güzel isimleriyle zikrederken, cümle aleme güzellikler saçarken, ağzımızı Allah’ımızın isimleriyle hem tatlandırıyor, hemde en güzel kelimelerle ağzımızı ayarlayarak kötü kelimelere yer vermiyoruz.
“Gül” deyince burnumuza güzel koku gelmez. “Bal” deyince ağzımız tatlanmaz. Gülü koklamalı, balı tatmalı.
Mevlana: “Ey Hu, Hu” diyen ve “Hu” demeye kanaat eden, “Hu” kadehinden içmeyince heva ve hevesten nasıl kurtulursun?” diyor. (T. Mevlevi Şerh.3447)
El-Esmâ-ül Hüsnâ= Allah’ın güzel isimleri bizi Allah’a götürürse, bizi benliğimizden sıyırır, kir ve pasımızı kazırsa, gülü koklar, balı tadarsak muradımıza ermiş oluruz.
Süleyman Çelebi: “Bir kez Allah dese Aşk ile lisan
Dökülür cümle günah mislü hazan"
Allah’ın isimleri aşk ile söylenirse üzüntü, stres, keder, gam ve günahın döküleceğini söylüyor. Dilinle Allah, Allah, Allah diyerek zikret. Kalbinle de Allah’ın yarattıklarını fikret, düşün. Fikirsiz zikirin, zikirsiz fikirin faydası yoktur.
Şeyh-ül İslam Yahya efendi:
"Bir alay olsa güzeller hep teveccüh yaredir
Halkı alem birbirine padişahı gösterir” diyor. Yani göz binlerce güzel görse de gönül yare yönelir.
Çünkü yaratılmışların her biri Yaratanı gösterir. Bazılarının günde yüz defa “Avrupa birliği, Avrupa birliği” diye zikrettiği bu günler de, bizde yüz bir defa “Allah, Allah, Allah" diye zikredelim.
Bakalım kim kazanacak?
Annenizi, babanızı, eşinizi, dostlarınızı
seversiniz ve sevdiğinizi uygun, güzel
bir kelime veya cümle ile ifade edersiniz.
Bu ifade etme işi yalnız karşı tarafa
bildirme işi değildir. Kendi iç dünyamızda
besleyip büyüttüğümüz sevginin dilimizde
kelimeden çiçekler açması gibidir. Gül
ağacı özünde taşıdığı çiçeğini bülbülüne
sunamazsa kurur. Tepeden tırnağa kadar
bütün hücrelerimizde ve gönlümüzde
taşıdığımız Allah'a imanımızın zikir çiçeğini
açtıramazsak biz de çöl gibi kurak, ateist-
gavur gibi çorak oluruz. Ot bitmeyen
toprak, meyve vermeyen diken gibi oluruz.
Toplumların kanını emen Siyonist, girdiği
ülkelerde kan, gözyaşı, yangın, radyasyon,
barut kokusu saçan kapitalist gibi oluruz.
Askerlik yaparken okuma yazma
bilmeyenlerin mektubunu ben okuyup
yazıverirdim. Bir arkadaşımıza mektup
eşinden gelirdi. İkinci mektup gelinceye
kadar o mektubu her gün bana okuturdu.
Ben okurdum. Benim dilimden ancak
kelimeler ve harfler çıkardı.
Ancak onun içinden geçenleri ben
anlayamazdım. Mektuptaki "Osman'ım"
sözcüğü bana göre yedi harfli bir sözcüktür.
Gel onu bir de Osman'a sor. O
"Osman'ım" sözcüğündeki "ım" eki neler
ifade ediyor.
Osman eşinin kendini sevdiğini biliyordu.
Ama tekrar tekrar "Osman'ım" kelimesini
duymak istiyordu. Bizim içimizi dışımızı
bilen Allah'ımız: "Ey iman edenler, Allah'ı
çokca zikredin" buyurur. (Ahzab 41)
Peki ama nasıl zikredeceğiz? Şair: "Kaddı
yâra kimi ar-ar dedi, kimisi elif/Cümlenin
maksudu bir amma rivayet muhtelif" diyor.
Yani sevgilinin boyunu kimileri serviye
benzetti, kimileri elife benzetti.
Hepsinin sevdiği ve anlattığı aynı ama
kelimeleri ayrı. Kelimelerimizin gücü bizim
kültürümüzle orantılıdır. "Gözüyün çapağını
yiyeyim" diyerek sevdiğini anlatmaya
çalışan biri, bir başkasını kusturabilir. Birisi
"Minik kuşum" derken, yılan yetiştiricisi de
"yılanım" diyebilir.
Onun için Rabbimiz " Size öğrettiği gibi
Allah'ı zikredin" buyurmuş. (Bakara 239)
"En güzel isimler Allah'a aittir. O isimlerle
Allah'a dua ediniz" buyurur. (A'raf 180)
Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'inde güzel
isimlerinden 99 kadarını bize bildirmiş. ,
Peygamber Efendimiz de dualarında
Rabbinin isimleri ile dua etmiş. El-Esma-ül
Hüsna hadisinde bize 99 tanesini
öğretivermiş. Kur'an ve sünnetin
öğrettiklerinin dışına çıkarsak çok iyi
niyetlerle biz de yanılabiliriz. "Allah'ın
isimlerinde sapanları/sapıtanları bırakınız"
buyurur. (A'raf 180)
"Allah üçtür" diyen Hıristiyanlar, "Allah
hiçtir" diyen ateist-gavurlar, "Allah
tabiattır" diyen eski dehriyyun, yeni
natüralistler hep Allah'ı tanımada kendi
akıllarını esas alıp Allâh'a sınır çizmişler ve
o sınırın dışına çıkmaya izin vermedikleri
bir mahkum haline getirmeye çalışırken
kendileri cehenneme mahkum olmuşlar.
Batıda Allah'ı Kiliseye mahkum ettiklerini
söyleyenler İslam aleminde de camiye
mahkum etmeye çalışıyorlar.
Ama siz "Lâ ilâhe" deki "Lâ" kılıcıyla
onların putlarını parçalıyor, denizin leşi
dışa attığı gibi kendini ilahlaştırmaya
çalışan şahıs, kurum ve kuruluşları gönül
denizinizden sürüp çıkarıyor ve "İllallah"
kelimei tayyibesiyle gönül denizini tertemiz
berrak hale getiriyorsunuz.
"La ilahe illallah" derken bir çok ilah var
da onları reddetmiyorsunuz. Onlar zaten
yoktu. Ancak kendini ilah zanneden
"Allah'ın dediği değil, benim dediğim olur"
diyen Firavunlaşmış insanlar var. Sen
onlara "delilik yapma, Allah'tan başka
Yaratan, Yaşatan ve Yöneten yoktur"
diyorsun. Haydin sizde günde yüz defa "Lâ
ilâhe illallah" demeye başlayıverin.
Güneş yedi renkten meydana gelir. Tek renk halinde görünür. Ama tabiatta milyonlarca renk cümbüşüne dönüşür.
“Allah” ismi bütün el-esmâ-ül-hüsnâ’sının manasını kendinde toplayan bir isimdir. Altı milyar insan, Allah’a inanır. Ancak Allah’ın isimleri, sıfatları ve fiillerinde herkes kendi ufku kadar Allah’a sınır çizer.
Biz ise aklımızla Allah’a sınır çizmek, tarif etmek yerine Rabbimiz Kur’anın’da kendini bize nasıl tarif etmişse biz öyle inanırız. Bizim imanımızın daha sağlam olduğunu söylememiz bundan kaynaklanmaktadır.
“Rahman, Rahim, Ğaffâr, Kahhâr isimleri Allah’ın güzel isimlerindendir” diyoruz da “Allah ismi, Rahmanın isimlerindendir” demiyoruz. Bu da gösteriyor ki bütün güzel isimlerin ma’nası “Allah” ismi içinde toplanmıştır. Onun için K. Kerim’de 2697 defa Allah ismi tekrarlanmıştır. Diğerleri bir veya birkaç defa tekrarlanmışlar.
Kelam sıfatının “Kün” = “ol” emriyle kainat yaratılmıştır. El-esmâ-ül-hüsnâ’sıyla varlığa tecelli etmiştir. Güneşin aynada göründüğü gibi tecelli etmiştir. Hz. Ali (r.a.) “nereye baksam Allah’ın san’atını, kudretini, ilmini görürüm” diyor.
Rabbimiz: “Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde karışıklık çıkararak bozgunculuk yapmayın” buyurur. (A’raf 74)
Bir haftalık çocuğunuzu nasıl dikkat ederek, hiçbir tarafını incitmeden severseniz, çiçekli bir bahçede dolaşırken çiçekleri ezmeden gezerseniz, yeryüzünü dolaşırken de “bu dağlar, bu taşlar, bu kuşlar, bu denizler, bu yıldızlar, bu çiçekler, bu böcekler Allah’ındır” diyerek dikkat edeceksiniz. Sevdiklerinizin çocuklarını, çiçeklerini korursunuz. Rabbiniz ise size bütün sevdiklerinizi yaratandır. Kainat dediğimiz “evren” Rabbimizin mülküdür. Allah’a iman eden onun mülkünü korur. Şirkle, isyanla, inkarla, israfla o mülkü kirletmez.
Çatık kaşlı, asık suratlı, cimri bir zenginin köşkünün bahçesinde kahve içen Neyzen Tevfik ağzına gelen balgamı atmak için sağına bakar gül var, soluna bakar sümbül var, önü ardı her taraf çiçek. Tükürecek yer bulamayınca ev sahibinin yüzüne tükürmüş ve “daha uygun yer bulamadım” demiş.
Yunus’un “sordum sarı çiçeğe” ilahisinde söylediği çiçeklerin “Allah” diyerek açtığını, derelerin “Allah” diyerek aktığını, rüzgarların “Allah” diyerek estiğini düşünen insan, havayı kokuşturamaz, dereyi kirletemez.
İşte Rabbimizin Kur’anın’da birinci derecede iman üzerinde durması bundandır. Günümüzde paraya tapanlar, para putunu kasasında tutmak için “İktisad” adı altında sanayii artıklarını temizlemeye yanaşmayıp, para putunu çevreyi korumak için harcayamadığından denizdeki balıkları, havadaki kuşları, dağlardaki ağaçları kuruttular.
Halk uyanmadan kendileri ucuz paralarla “çevreci dernekleri” kurdurup halkın gözlerini başka yerlere çekmeye çalışıyorlar. Allah’a iman eden herkes Allah’ın mülkünü korumakla görevlidir. Allah’ımız yalnız Müslümanların Allah’ı değildir. Bütün alemlerin Rabbidir.
Her gün namazımızda kırk defa bunu tekrarlıyoruz. Evrensel dinin mü’minleriyiz. Alemlere rahmet olan peygamberin rahmet ümmetiyiz. Avrupa birliğindekiler, Amerikadakiler, Afrika, Japonya ve tüm dünyadakiler, aynı güneşte ısınırlar, aynı Allah’ın kullarıdırlar. Hz. Adem’in çocuklarıdırlar.
Efendimiz: “Allah yeryüzünü bana dürdü/topladı, doğusunu da, batısını da gördüm. Bana dürülen o yerlere, yeryüzünün doğusuna da, batısına da ümmetim sahip olacaktır” buyurmuş. (Müslim fiten bab 5, Hadis 2889, Ebu Davud fiten 1 hadis 4252, Tirmizi fiten Hadis 2203, İbni Mace fiten hadis 3952.
Alemlerin Rabbi Allah’a ve alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.)e iman edenlere yeni ufuklar açılıyor. Hayırlı olsun.
“Zarar veren” ve “Fayda veren” anlamlarına gelen bu iki ismi şerifler bu şekilde Kur’an-ı Kerim’de yoktur. Ancak “Allah’tan başka size fayda ve zarar verecek yoktur” anlamında bir çok ayet vardır. “De ki: Ben Allah’ın dilemesi dışında kendime bile fayda ve zarar veremem” (A’raf18)
İmanın altı şartını öğrenirken “Hayır ve şer Allah’tandır.” diye öğrenmiştik ya işte bu iki isim onu ifade eder.
İnsanlık tarihi boyunca Allah’a iman etmeyenler, hakkın yanında değil, gücün yanında yer alanlar, yanardağ patlaması, deprem, yangın, sel felaketi gibi gücünün yetmediği olaylar karşısında kalınca kafasından şer tanrısı veya yer tanrısı, veya fırtına tanrısı gibi isimlerle sapkınlığını devam ettiriyor. Peygamberlere kulak verenler ise Melekle-şeytanı, hayırla-şerri, imanla-inkarı, sıhhat ile hastalığı, gül ile dikeni, gündüzle geceyi, su ile ateşi yaratanın Dar ve Nafi olan Allah olduğunu bildiler. “Sana kul olmak dünyaya sultan olmaktan evladır” dediler ve Ali Edirneli gibi: “Nar-ı ğam, nur-u safa hep bir çerağın pertevi,
Çeşm i irfan ile baksan arada bîgâne yok” dediler. Yani yürekler yakan keder, hüzün, gam ateşleri de, vücudumuzun her zerresinde parlayan sevinç, keyif, mutluluk parıltıları da aynı kaynaktan gelir. İbret, irfan gözüyle bakarsan aralarında hiçbir fark yok. Doğan çocuğuna sevinen, depremde veya trafik kazasında ölen yavrusuna üzülen anne her iki halde de Rabbine yöneliyor, tecelliyi ve teselliyi orada buluyor.
Ya imansız ne yapsın?

El - Muzil
Müzil : Alçaltan, zillet veren, hor ve hâkir eden
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Gerçekten Allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır." (1)"O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır." (2)
- Hor ve hakir edilme, Allah'ın inkarcıları uğrattığı "dünya azabı"nın bir parçasıdır. Tüm hayatlarını başkalarına gösteriş yapmak, onlardan takdir toplamak için sürdüren inkarcılar için 'hor ve aşağılık kılınma', son derece büyük bir azaptır.
Allah pek çok ayetinde, ahirette inkarcılara alçaltıcı bir azap olduğunu haber verir. Bu, inkarcıların dünya hayatındaki kibir ve büyüklenmelerine karşılık Allah'ın takdir ettiği bir cezadır. Çünkü dünya hayatında inkarcıların en büyük hedeflerinden biri, başka insanlar tarafından takdir edilmektir. Bu nedenle de hayatlarını Allah'ı övmekle değil, kendilerine övgü toplamakla geçirirler. Allah da bu beklentilerine karşılık olarak cehennemdeki azaplarını bunun üzerine kurmuştur. Cehennemde en büyük yıkımı ise insanların karşısında küçük düşüp aşağılanınca yaşayacaklardır. (3)
- Müzil, inkar edenleri dünyada kölelikle, cizye vermekle, alçaltmakla zelil kılan, ahirette de onları cezalandırmakla ve ebediyen cehenneme de kalmakla zelil kılandır. Allah asilere destek vermeyerek onları zelil kılmıştır. Bu yüzden asiler günah bataklığına saplanmışlardır. Allah, bir kulunu zelil kılmak istediğinde onu arzu ve isteklerine düşkün yapar, kendisiyle onun arasına bir perde çeker ve onu kendisine dua etmekten uzaklaştırır. (4)
- Tenbih: Allah'ın emir ve yasaklarına aykırı davranarak zelil olmaktan korkarlar, bu yüzden Allah'a itaatten ayrılmazlar. Buna karşılık Allah da onları aziz kılar. Emir ve yasaklarına aykırı davrananları, kendisinin belirlediği yolda yürümeyenleri ve kendisine düşmanlık edenleri de zelil kılıp alçaltır. (4)
- Bu ismi 770 defa çeken düşmanını kahru perişan etmek hususunda Cenab-ı kibriyanın yardımına nail olur. Düşman kötülüğünden, zalimin zülmünden korkmaz. Her gün sabah erkenden bu esmaya devam ederse korktuğundan emin olur. (5)
- Bir kimse bir zalimden veya hased eden, kin güden birisinden korksa "Yâ Müzil" ismini 75 kere okusa daha sonra secde eylese ve secde de "Allahım beni filan kişinin şerrinden emin eyle, koru" diye dua ederse Allahü teala onu o adamın şerrinden korur. (6)
El - Mümit
Mümit : Öldüren, ölümü yaratan
Al-Mumit : The Taker of Life. He who creates the death of a living creature.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır..." (1) "Her canlı, ölümü tadar..." (2)
"De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır..." (3)
- Mümit, isim olarak Kur'an'da geçmez, fiil olarak geçer. Mümit, canlı varlıkları öldürendir. Allah ölüm ile sağlıklı ve güçlü olanların gücünü yok eder. O, her şeyi yaşatan ve öldüren, her şeye kadir olandır. Allah, yaşatma sıfatı ile övündüğü gibi, öldürme sıfatı ile de övünür. Bu, hayır ve şerrin, yarar ve zararın yalnız O'ndan geldiğini, mülkünde hiçbir ortağı bulunmadığını, yalnız kendisinin, bâki ve ebedi olduğunu, kendisinin dışındaki bütün varlıkların fani olduğunu bilmemiz içindir. Her müslüman, mutlak olarak yalnız Allah'ın yaşatan ve öldüren olduğunu bilmeli ve inanmalıdır. (4)
EL-ADL 

"Çok adaletli” anlamına gelen “el-Adl” ismi cemili Kur’an-ı Kerim’de “O ki seni yarattı, düzeltti ve dengeli yaptı” (İnfitar7) ayetinde insanın vücut yapısının dengeli ve estetik olduğunu ifade etmek için Adl kökünden gelen fiili kullanmış.
“Şüphesiz Allah adaleti ve iyiliği emreder” ayetinde de Rabbimiz adaletiyle toplumda dengeyi sağlamamızı ister.
Hakimin hüküm verirken adaletle hükmetmesi (Nisa 58), noterin yazarken adaletle yazması (Bakara 282), kardeş toplumların arasını bulurken adaletli davranılması (Hucurat 9) konuşurken bile adaletten ayrılınmaması gerektiği (En’am 152) emredilir.
Adalet, eşitlik demek değildir. Adalet: dengeli yapmaktır. Rabbimiz saçımızdan tırnağımıza kadar neyi nereye koymuşsa hiç itirazımız yok. “Benim gözüm omuzumda olsaydı, burnum dirseğimde olsaydı” diyen yok.
Tabiattaki dengeye de itirazımız yok. “Fil deki hortum, karıncada olsaydı, karıncanın ayakları Filde olsaydı” diyenimizde yok.
Adamın biri bahçede kocaman ceviz ağacının, küçücük meyvesiyle yere yayılan kabağın, kocaman meyvesini görünce “Ya Rabbi bu da adalet mi? Kocaman cevize küçücük meyve vermişsin, küçük kabağa kocaman meyve vermişsin” derken ceviz ağacından bir tane ceviz başına düşer ve hemen kendine gelir. “Ya Rabbi ben hata ettim. Ya bu kabak başıma düşseydi, halim ne olurdu?” der ve tevbe eder.
Rabbimiz, mü’min kullarına bazı belalar, musibetler, depremler, yangınlar, yıldırım çarpmaları, hastalıklar verdiğinde bunu adaletsizlik olarak görmeyeceğiz. Doktor hastasına acıtıcı iğneyi batırır. Yakıcı ilaçlar verir. Bazen hastalıklı organı kesip atar. Bütün bunlar hastanın iyiliği içindir. Hastasına tatlı yemeyi yasaklayan bir doktorla, hastaya gizlice baklava getiren birini gören ve işin iç yüzünü bilmeyen bir kişi doktoru zalim olarak görür ve tatlı getireni iyilik sever olarak görür.
Aslında o tatlı getiren şeker hastasına kötülük yapıyor. Kadın ticaretine karşı çıkanlar, erkeğin kadın kılığında kendisini satmasına karşı çıkanlar, milyarlarca insan açlıktan ölürken gayri meşru kazancını köpeğine miras olarak bırakanlara karşı çıkanlar, viski, votka, rakı, şarap, eroin gibi uyuşturuculara karşı çıkanlar basiretsiz insanlar yanında zalim doktor gibi görülürken bütün bu pislikleri yapanlar özgür dünyanın laik ve demokrat şövalyesi kabul ediliyor.
EL-AFUV 

“Afveden” anlamına gelen bu ismi cemili Kur’an’ı Kerim’de beş defa tekrarlanmaktadır.
“Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz veya bir kötülüğü affederseniz muhakkak Allah affedicidir, her şeye gücü yetendir.” (Nisa 149)
Rabbimiz Bakara 52 de buzağıya tapınan beni İsraili afvettiğini, Ali İmran 152’de Uhud savaşından kaçan Müslümanları affettiğini haber verir.
Puta tapınmak, harbden kaçmak en büyük suç olduğu halde suçu işleyenler pişman olunca Allah onları cezalandırmak yerine afvediyor. Bizlerin de afvedici olmasını istiyor ve insanları afvedenler övülüyor. (Ali İmran 134) Yakınlarımızın katilini afvetmemiz tavsiye edilir (Bakara 178)
Rabbimiz afvedicidir, afvı sever öyle ise bizde afvedici olmalıyız. Suçluların tevbe etmelerine, özür dilemelerine yardımcı olmalıyız.
Sevgili Peygamberimiz “Şüpheden sanık yararlanır” kuralını koymuş ve “cezaları şüphelerle kaldırınız” buyurmuş. (Tirmizi, Hudud bab 2, ibni Mace Hudud 5)
Bütün insanların günahı bir araya gelse Allah’da afvetse Rabbin afvından, rahmetinden bir şey eksilmez.
EL-ALİM 

“Her şeyi bilen” manasına gelen “el-Alim” ismi şerifi Kur’an’ı Kerim’de 162 defa zikredilmiştir.
4 defa da el-Allâm=çok iyi bilen olarak zikredilmiştir. İlim kelimesi 105 defa tekrarlanmıştır.
Bütün bunlardan ilmin önemini anlıyoruz. Yediğimiz yemeklerin, içtiğimiz içeceklerin, giydiğimiz elbiselerin, evlerimizin, bineklerimizin hepsinin yapılması, kazanılması, harcanması ilimle olmaktadır.
Rabbimizin ilmiyle insanlık ailesinin ilmini kıyaslamak için bilgisayar çağını yakalayan insanın keşfettikleri ve ilim diye sevindikleri Rabbimizin milyonlarca yıl önce yarattığıdır. İnsan yaratmıyor, yaratılanı keşfediyor. Kendi vücudunda bir hücre yaratamadığı gibi daha vücudundaki hücrelerin sayımını tamamlayamamıştır.
Genetik mühendisleri genlerin şifresini çözmeye çalışıyor. Bunlar güzel gelişmeler ama o genlerin şifresini Rabbimiz Hz. Adem’in genlerinde kodlamıştı. Ayrıca gen mühendisleri kendi akıllarını da kendileri yaratmış değil.
Biz “Alim” olan Allah’ın ilminden yararlanmaya çalışacağız. Kelamı olan Kur’an ilimlerini öğrendiğimiz gibi tabiat bilimlerini de öğreneceğiz. Kur’an’ı indiren Allah’tır. Tabiatı yaratan Allah’tır. O’nun indirdiğini ve yarattığını anlamaya çalışmak ibadettir.
İnsana kalemi öğreten (Alak 4) kitabı öğreten (Maide 110), Kur’an’ı öğreten (er-Rahman 2), isimleri öğreten (Bakara 31), harp sanayiini öğreten (Enbiya 80), Süleyman’a (s.a.v.) kuş dilini öğreten (Neml 16), bilenlerle bilmeyenlerin denk olmadığını bildiren (Zümer 9) Allah (c.c.)
“Her ilim sahibinin üstünde daha alim biri vardır” buyurur. (Yusuf 76) ve ilim despotluğu yapan, ilmin şarlatanlığını yapanları da uyarır.
Mal arttıkça yükünüz artar. İlim arttıkça yükünüz hafifler. Mal dağıtılınca azalır, ilim dağıtıldıkça çoğalır. Yemeğe doyulur, ilime doyulmaz. Siz malı korursunuz,ilim sizi korur.
EL-ALİYYU -

“Yücelerden yüce” anlamına gelen el-Aliyyü ismi celili Kur’anı kerimde 8 defa geçmekte.
“O’nun (Allah’ın) dışında çağırdıklarının hepsi batıldır. Şüphesiz O yücedir, büyüktür.” (Lokman 30)
Zatıyla, sıfatıyla her şeyden yücedir. Çünkü bizim “yüce” dediğimiz şeyleri O yaratmıştır. Yüceler yücesine iman edenler de yücelirler. Yüce Rabbimiz, Firavunun orduları karşısında ürperen Musa (a.s)’ya “Korkma en yüce sensin” buyurmuştu. (Taha 68)
Muhammed ümmetine de “Gevşemeyin, üzülmeyin eğer iman ediyorsanız en yüce olan sizsiniz” buyurmuş. (Ali İmran 139)
Sevgili Peygamberimiz Mekke’yi fethetmek için kuşattığında Ebu Süfyan, görüşme yapmak için Efendimizin yanına gireceğinde yanına Efendimizin çok sevdiği Aiz b. Amr’ı da alır. Sahabelerden biri: “Ya Rasulellah, Ebu Süfyanla, Aiz b. Amr geldiler” der. Efendimiz: “Aiz b. Amr’la Ebu Süfyan geldiler” diye cümleyi düzeltir ve “İslam yücedir. Müslümanın üstüne çıkılmaz, önüne geçilmez” buyurur. (Fethul-Bari, ibni Hacer 3/220 Darakutni ve fevaidi Ebi Ya’ladan)
Konuşurken bile kafirin adını Müslüman’ın adının önüne almayın. Yazarken, sıralarken Müslüman’ın adının önüne kafirin adını yazmayın.
İbrahim (s.a.v.) ve Nemrut, Musa (s.a.v.) ve Firavun, Muhammet ve Ebu Cehil diye yazılır. “Filan kafir konuşmasında, yazısında benden bahsetmiş” diye sevinenler imanlarını yeniden kontrol etsinler. Allah’ı inkar eden birinin beni övmesi benim için eksikliktir.
Nüfus kütüğünden başka hiçbir yerde adı yazılı olmayan, kimsenin tanımadığı, ama Allah’ın sevdiği bir garip kulun gönlünde yer edinmek saraylara sahip olmaktan daha değerlidir.
“Ben sizin en yüce Rabbinizim” diyen Firavunlaşmış insanlara Musa aleyhisselam gibi elinde asa, dilinde en yumuşak kelimelerle yüceler yücesinin kim olduğu tanıtılacak.
EL-AZİM -

"Çok büyük" anlamına gelen "el-Azim" ismi celili Kur’an-ı Kerim’de Rabbimizin ismi olarak altı defa geçmekte. Bir defa Kur’an-ı azim olarak (Hicr 87) geçmekte. Yüz defa da büyük başarı, büyük mükafat, büyük ahlak, büyük haber, büyük gün, büyük günah gibi Allah’ın yarattıklarının sıfatı olarak geçmekte.
Yeryüzünün, dağların, denizlerin büyüklüğünü düşünün. Güneşin ve yıldızların büyüklüğünü ve aralarındaki uzaklığı anlatacak rakam bulunamadığından ışık yılıyla anlatılmaya çalışıldığını düşünün ve evrenin büyüklüğünü hayal edin.
Hadisi şeriflerde bildirildiğine göre yedi kat gökyüzü, bütün yıldızlarla beraber, yedi kat yeryüzü "Kürsi" nin yanına atılsa, çöle atılan demirden bir yüzük gibi kalır. "Kürsi" de "Arşı a’la" nın içine atılsa o da çöle atılan bir demir yüzük gibi kalır. (Tefsiri ibni Kesir Bakara 255)
"O’nun ilminden yalnız Onun dilediğinden başkasını kavrayamazlar. O’nun kürsisi gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onların (göklerin ve yerin) korunması O’na ağır gelmez. O yücedir, çok büyüktür" (Bakara 255)
"Çok büyük" olan Allah’a iman edenler, büyük alim, büyük mimar, büyük sanatçı, büyük komutan, büyük işveren, büyük işçi yetiştirmeye çalışırlar ve kul yanında küçülmezler.
EL-BAKİ 

“Sonu olmayan” anlamına gelen “el-Baki” Kur’an-ı Kerim’de bu kalıpla geçmez. Ancak ismi tafdıl kalıbıyla ebka olarak “Allah daha hayırlı ve sonu olmayandır” (Taha 73) diye geçer. Bir de Er-Rahman suresinde 26-27 inci ayetlerde her şeyin fani Allah’ın baki olduğu ifade edilir. Kainatın en güçlüsü insandır. Dağları deliyor, denizleri aşıyor, yıldızlara ulaşıyor ama ölümüne engel olamıyor. Gelen gidiyor.
Dünya yaratılalıdan beri bu böyle devam ettiğine göre getiren ve götüren, bu tabiat kanunlarını koyup yürürlükte kılan önü ve sonu olmayan biri gerekiyor ki O da El- Baki olan Allah (c.c) dır.
Şair; “Eğerçi hane-i pür nakşdır sarayı cihan
veli kitabeleri “Küllü men aleyha fan” diyor. Yani Dünya süslü bir saray ama sarayın duvarında nefis bir hatla yazılmış kitabe var ki o da “Dünyadaki her şeyin sonu gelecektir” diye yazar. İktibas yoluyla şair er- Rahman suresinin 26 ncı ayetini şiirine alıvermiş.
El- Baki ye iman edenler ne yapsın?
Şair Baki’nin Kehf 46, Meryem 76 ncı ayetlerden ilham alarak “Avazeyi aleme Davut gibi Sal
Baki kalan bu Kubbede hoş bir sada imiş” dediği gibi kalıcı, faydalı, örnek olucu söz ve eylemlerle Allah katında ebediliği sağlayalım.
EL-BARİ 

Düzelten, iyi eden, güzel yapan manalarına gelen el-Bari ismi Kur’an’ı Kerim’de üç defa geçmekte. (Haşr 24, Bakara 54)
El-Halik= Yaratan manasınadır. el-Bari de düzelten manasınadır. Topraktan insanı yaratan Halik, o insanı el, kol, yüz, göz halinde düzelten Bari dir.
EL-BASİR 

"Her şeyi en iyi gören” anlamına gelen “el-Basîr” ismi şerifi Kur’an-ı Kerim’de 47 defa zikredilmiştir. “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı en iyi görendir.” (Hadid 4) ayetiyle yaptıklarımızın görüldüğüne dikkat çekiliyor. Her şeyi gördüğü haber veriliyor. (Mülk 19)
Her şeyi gören, yarattıklarına göz verebilir. İnsan kendi gözünün görme gücü zayıflayıp giderken çaresiz kalıyor. Göz doktorlarımız göz yapamıyor. Gözlük yapıyor. Rabbimiz başımıza iki göz vermiş bir de gönül gözü vermiş.
Başımızdaki iki gözün pasını, katarağını silmek için göz doktorları yarattığı gibi, gönül gözümüzü cilalamak için kitaplar, Peygamberler ve salih kullar göndermiş.
Rabbimizin bizi her zaman ve her yerde gördüğünü bildiğimizden, kapalı kapılar ardında dümen çevirmek, haram yemek, zina etmek, ihanet etmek, yalan söylemek, zimmet, irtikap gibi suçları işleyemeyiz.
Günümüzde Allah’a imanı olmayanlar “filan devlet şu anda beni görüyor, söylediğimi işitiyor, siyasi geleceğimi yok etmemesi için onun adıyla konuşmaya başlayayım, onu öveyim” diyor.
İşte Basîr olan Allah’a imanın bize verdiği izzet ve şeref bu dünyada başlıyor. Biz kul’a kul olmuyoruz.
EL-BAİS 

“Ölüleri dirilten” anlamına gelen bu “el-Bais” ismi şerifi Kur’an-ı Kerim’de “el-Bais” olarak değil de Kabirlerde olanları diriltir şeklinde gelmiştir. “Kıyamet muhakkak gelecektir ve onda hiç şüphe yoktur. Allah muhakkak kabirdekileri diriltir” (Hac 7)
Gözle görülemeyecek kadar küçük meni parçacığını ana karnında diriltip dünyaya çıkaran Rabbimiz, kabirlerdekini de diriltir.
Güz mevsiminde sayılarını ancak Allah’ın bildiği çekirdekler ve daneler yapraklarına sarınarak, üzerlerine de kardan kefenler çekerek toprağa gömülürler. Bahar mevsimi gelince İsrafil’in Sur’u gibi seher yelleri esmeye başlayınca ölmüş çekirdekler çiçeğe dönüşürler.
Rabbimiz her an bize diriliş mucizelerini göstermekte. Ancak insanoğlu gördükleri üzerinde fazla düşünmemekte ve önem vermemekte.
Aklı gözünde olan, bülbülü bir yudumluk et gibi gören, Materyalist kafaya sahip insanlar her çağda olmuş.
İmansızın bir çürümüş kemiği ufalayarak Efendimize: “Bu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” demiş. Rabbimiz cevap veriyor: “Deki! Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O bütün yaratıkları bilir. (Yasin 78-79)
12 Eylül 1980 askeri darbenin ardından hapishaneler ağzına kadar doldu. Bende vaiz olarak ağırlığı hapishaneye verdim. Sağcılara ayrı ders, solculara ayrı ders veriyorum. Aslında aynı mahallenin iki çocuğu veya aynı ailenin iki çocuğundan birine “sen sağcısın” demişler. Öbürüne de “sen solcusun” demişler. Bunların arasında hiçbir kültür farkı yok.
Solcular bölümünden biri “ben ahirete inanmam. Bir adam denize düşse. Balina adamı yutsa, balıkçılar balinayı tutsa, bin parça yapıp satsa, binlerce adam balinayı yese. Bunlar ayrı ayrı ülkelerde ölse, birisi yanıp duman olsa, şimdi bu denize düşen adamı Allah nereden bulacak?” demişti.
Bak sen dağılışı anlattın. Bende senin toplanışını anlatayım. Bundan otuz beş sene önce sen yoktun. Ana rahmine düştün. Orada seni besleyip büyüten Allah, seni dünyaya çıkardı. Adana’dan domates, Konya’dan un, Karaman’dan bulgur, Rize’den çay, Trakya’dan ayçiçeği, gökyüzünden güneş enerjisi, Afrika’dan lodos, Kafkaslar dan poyraz geldi ve bu hale geldin.
İnsan bile televizyon vericisiyle havaya verdiği ses, renk ve çizgileri dünyanın öbür ucunda televizyon düğmesine basıverince topluyor. İnsanı yaratan Allah niçin toplamasın? Dediğimde topluca “toplar hocam” demişlerdi.
“Şifa tefsiri” adı altında sekiz cilt olarak yayınlanan tefsirimi önce İstanbul da Cağaloğlu’nda Cezeri Kasım Paşa Camii’nin konferans salonunda herkese açık ders olarak yaptım.
O derslere katılan, insanların öldükten sonra amellerine göre tekrar dünyaya geldiğine inanan bir dinleyenime: “Peki dünyada nüfus artıyor mu? Geriye doğru gidersek Adem ile Havva’dan geldiğimize inanıyor musun?” dediğimde. “Evet inanıyorum ve nüfus da artıyor.” demişti. “Peki Adem ölünce badem olarak gelir. Badem ölünce Adem olarak gelir ve nüfus çoğalmazdı. Bu artış nereden geliyor?” Dediğimde “Onu merkezimize sormam lazım” dedi ve bir hafta sonra “uzaylı dostlarımızdan takviye yapılıyormuş” demişti.
Ayrıca derse katılan ve İslam dinini de öğrenmeye çalışan Adana’lı bir delikanlı “Hocam ben, annem, babam, bizim köy hepimiz bir başkasının ruhunu taşıdığımıza, çocukluktan itibaren inandırılırız. Aklım başıma gelince yalan söylediğimin farkına vardım. Ama bırakmak zor. Ama şimdi ben yapmıyorum. Atmıyorum. Ama ailem yine atmaya devam ediyor” demişti.
Türkiye de yetmiş milyon insandan kimse geçmişte dünyada nasıl yaşadığını hatırlamaz. Yalnız Adana ve Hatay yöresinde bir avuç insan hatırlar.
Ayrıca bu köylerde uzun araştırma yapan Amerikalıların söylenenlerin inandırıcı olmadığı kararına vardıklarına Prof. Doksat bey bir televizyon programında söylemiştir.el-Bais’e =Ölüleri diriltene iman edenler olarak bizler de diriliş erleri olur ve bir insanın Müslüman olmasına sebep olursak bütün insanlığı diriltmiş gibi oluruz.
EL-BEDİ 

“Benzersiz ve örneksiz yaratan” anlamına gelen “el-Bedi” ismi Cemili Kur’an-ı Kerim’de iki defa geçer.
“Göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O, bir işe hükmetti mi Onun için yalnızca “ol” der, o da oluverir” (Bakara 117) İnsanlar yeni bir eser meydana getirmek için atölye, laboratuvar, araştırma merkezi kurarlar. Tek başına veya ekip halinde günlerce çalışırlar bir eser meydana çıkar. Sonra seri üretime geçilir ve üretilenler birbirinin aynıdırlar.
İnsanlar bir şey üretirken tabiat onun hocası olur. Gökyüzünde uçma fikrini kuşlardan öğrenir, denizlerde yüzmeyi balıklardan öğrenir.
Allah (c.c) evreni yaratırken örnek aldığı yoktur. Yarattığı her şey benzersiz güzel, faydalı ve sağlamdır.
Bugüne kadar yaratılanlardan hiçbirinin faydasız, kusurlu olduğunu söyleyen bir fizikçi, kimyager, biyoloji bilgini çıkmamıştır. Biz Rabbimizin bu sanat galerisinde dolaşırken onun yarattığı insana, hayvana veya bir ağaca haksız yere bıçak çiziği dahi çekmeyeceğiz.
Ünlü bir ressamın eserine bir çizik çektiğinizi düşünün. Ne olur? Ya Rabbimizin yarattıkları?
El- Bedia iman edenler olarak sanata saygı göstererek sanatkarına şükrederken kendi işlerimizin güzel, sağlam ve faydalı olmasına dikkat edeceğiz.
EL-BERR 

"Çok iyilik eden" manasına gelen "el-Berr" ismi cemili Kur'anı kerimde bir defa geçer. "Bundan önce (dünyada iken) biz Allah'a dua ederdik. Şüphesiz O çok iyilik edendir, çok merhamet sahibidir." (Tur 28)
İyiliklerin kaynağı Allah (c.c.)dır. İyiliği de, iyilik yapanı da yaratan O dur.
Yahya peygamberi şefkatli, tertemiz, anne ve babasına iyi davranan bir insan yapan Allah (c.c.)dır. (Meryem 14) İsa aleyhisselamı annesine karşı iyilik yaptıran yine Allah (c.c.)dır. (Meryem 32)
"Çok iyilik eden" Rabbimizin bize en büyük iyiliği akıl vermesi ve bu akıla iman nasip etmesi, sonra sıhhat ve afiyet vermesi. Kalb ve kalıbımızla kendisine kulluk yapmamızı lutfederek başkalarına kul olmamızı engellemesidir.
Bizimde iyilik yapmamızı ister ve iyiliğin ne olduğunu Bakara 177 nci ayette şöyle öğretir.
İyilik: Allah'a, ahirete, kitaba, peygamberlere iman etmek, malını sevdiği halde yetimlere, fakirlere, yolda kalanlara, isteyenlere, kölelerin hürriyetine kavuşması için vermek, namaz kılmak, zekat vermek, verdiği sözü yerine getirmek, zor ve dar zamanlarda savaşta sabretmektir.
EL-CAMİ 

“Toplayan”anlamına gelen el–Cami ismi şerifi Kuran-ı Kerim’de iki defa geçmekte.
“Rabbimiz, sen kendisinde şüphe olmayan (kıyamet) günü için insanları toplayacak olansın. Muhakkak Allah va’dinden dönmez.” (Ali imran 9)
Öbür ayette de münafıklarla kafirleri cehennemde toplayacağını haber vermekte . (Nisa 140)
“Yangında yanıp duman olup dağılan adamı Allah nereden bulup da toplayacak ? diye soranlar önce kendilerine baksınlar. Kendileri nereden toplandı? Dünyanın her tarafından yiyecek ve içecekler geldi ve onda toplandı . Gökyüzünden güneş ,altı yönden hava geldi ve çocukken delikanlı oldu.
Toplayan Allah bir gün dağıtır ve kıyamette yine toplar. Bizi aile , kabile , sülale etrafında toplayan gönüllerimizi birbirine bağlayan O.
Köylerde , kasabalarda ,şehirlerde bir araya getiren yine O el – Cami olan Allah dır.
El-cami =Toplayan Allaha iman edenler olarak bizler de aileleri,dostları dağıtan değil toplayan olalım . Ara bozan değil arabulan olalım. Gönüller arasına sevgi köprüsü kuralım.
EL-CEBBAR -

"Kırılanı saran, bozulanı düzelten, her şeyden yüce ve dilediğini zorla yaptıran” manalarına gelen “Cebbar” ismi Kur’an-ı Kerim’de Haşr 23 de bir defa zikredilmiştir.
Peygamberlere isyan bayrağını çeken ve kendi koyduğu kurallara uyan yöneticiler için zorba anlamında Cebbar kelimesi kullanılmıştır. (Hud 59) Peygamber efendimize “Sen onlar üzerine bir zorba-Cebbar değilsin” buyurmuş. (Kaf 45) ve böylece kıyamete kadar gelecek olan Müslüman yöneticilere bu ayeti okuyunca yönettiği ülkeyi bir hapishaneye çevirmemesi emredilmiştir.
Denizde balıkların, havada kuşların, karada hayvanların ve ağaçların kırıklarını saran “Cebbar” olan Rabbimizdir. İnsanlık ailesi ise altı milyar insanın sağlık sorunlarını çözememiştir.
Cebbar olan Rabbimiz dünya yaratılalıdan beri yarattıklarının kırıklarını onarmaya devam ediyor. Milyarlarca balıktan, milyarlarca kuşlardan bir tanesini insanoğlu tehlikeden kurtarıp tedavi etse günlerce televizyon ekranlarından o iyilik sembolü insan baş haber olur.
Hergün milyonlarca hayvanın doğumunu sağlayan, onlara sıhhat veren, doğum yaptığı gün süt veren, “Cebbar” olan Rabbimiz ise ekranda bir defa zikredilse irtica hortladı yaygarası başlar. Yaygarayı başlatan, kalpten hastaneye kaldırılsa ona yine şifa veren “Cebbar” olan Rabbimizdir. Cebbara iman eden mü’min insan, hayvan ve diğer yaratıkların yarasına merhem, kırığına sargı olur. Onları kendine doğru yükseltir, yüceltir.
EL-CELİL 

“Şanı yüce” manasına gelen “el-Celil” ismi şerifi Kur’an’ı Kerim’de iki defa zü-l-celal olarak geçmekte. (er-Rahman 27,28)
İlmiyle herkesten yüce, kudretiyle her şeyden yüce, san’atıyla herkesten yüce, her türlü sıfatıyla herkesten ve her şeyden yüce olan el-Celile iman eden bir mü’min ahlakını Kur’an’a göre ayarlayarak yücelmeye çalışır da günahlar, pislikler, rezaletler, sefahetler ona ulaşamaz.
Günah, inkar, isyan içinde debelenen insanların gönüllerinden tutarak onların da yücelmesine çalışır.
EL-ĞAFFAR 

Gizleyen, örten, bağışlayan afveden manalarına gelen ”el-Ğafur” ismi Kur’an’ı Kerim’de 91 defa geçmekte.”El-Ğaffar” 5 defa,”el-Ğafir” ise iki defa geçmektedir.
Vücudumuzu incecik, sihirli bir perdeyle sarıp sarmalayan ”Ğafur" olan Rabbimiz bizi birbirimize güzel çekici gösteriyor.
Bir yangında yüzünün incecik sihirli perdesi yanan insan ne kadar korkunç oluyor. İçindeki kanlar, irinler, damarlar dışardan görünseydi kimse kimsenin yanına yaklaşamazdı.
Mehmet Akif’in: "Ne çirkin yüzler örtermiş meğer, O incecik perde” dediği gibi ”Ğaffar” olan Rabbimiz içimizde görüntüsü hoşa gitmeyen kanımızı, idrarımızı, yiyip içtiklerimizi, incecik bir perdeyle örtüp gizlediği gibi içimizde ürettiğimiz birçok kötü düşünceleri de kimseye göstermemekte.
Ya içimizden geçenler dışımızda görünseydi ne olurdu halimiz? Annemiz, babamız, eşimiz, çocuklarımız, dostlarımız, düşmanlarımız hakkında düşündüklerimiz yüzümüzden görünseydi korkunç olurdu. “Ğafur” olan Rabbimiz içimizi, dışımızı bildiği halde ayıplarımızı, günahlarımızı gizlemekte. “Muhakkak Allah, bağışlayan/örtendir, merhamet edendir” (Bakara 182) ayeti Kur’an’ı Kerim’de çokça tekrarlanmaktadır.
“Ğafur” olan Allah’a iman eden toplum ve bireyleri kötülükleri ve kötü haberleri yaymazlar. Böylece kötülüğü yapan teşhir edilerek ar damarı çatlatılmamış olur. Bir de bu kötülüğü yayarak başkalarının aklına getirilmemiş olur.”Ğafur” olan Rabbimiz: ”Mü’minler arasında kötülüğün yayılmasını isteyenlere dünyada da, ahirette de acıklı azap vardır. Allah bilir, siz bilemezsiniz" buyurur. (Nur 19)
Biz de kötülükleri, ayıpları örteceğiz. Ancak Nisa suresinin 82 inci ayetine uyarak toplumun güvenliğini tehdit eden kötülükleri yetkililerine bildireceğiz.
EL-ĞAFUR -

"Günahları örten, çok bağışlayan" anlamına gelen el-Ğafur ismi Kur’an-ı Kerim’de 91 defa geçmekte ve bu da bize Rabbimizin afvediciliğinin hep öne çıkarılması gerektiğini ve bizim de Allah’ın kullarının kusurlarını kapatmamız gerektiğini ifade etmekte.
El-Ğaffar ismi cemilini açıklarken ifade ettiğimiz gibi Rabbimiz vücudumuzun içini kan, kemik, et, sinirle donatmış, ama dışımıza incecik bir cild perdesi çekerek güzelleştirmiş.
İçimizden geçen kötü düşünceleri kapatacak bir perde vermiş. İşte el-Ğafur’a iman eden bizlerde ayıpları, kusurları, günahları teşhir etmeyeceğiz.