ilknur 的个人资料Neye yaklaşsam, sonu uza...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
7月19日 İNCİR ÇEKİRDEĞİSORDUKLARIMIZ ve SORMADIKLARIMIZ Bir insanın dağınık bıraktığı evini, toparlasanız, duvarlarına güzel manzaralı tablolar assanız, çalışma masasını derleyip düzenleseniz; geldiğinde hayretle ve merakla soracaktır: “Bütün bunları kim yaptı?” Ama aynı insan, yaşadığı dünyanın değişen mevsimlerini kimin böyle değiştirdiğini; kuru ağaçları yeşertip, dallarından yaprakları, meyveleri kimin çıkardığını; gözüne bu kadar harika manzaraları kimin gösterdiğini; bedenini kimin çalıştırdığını… sormayı unutabiliyor. Bir kitabı, yazarından bihaber okumuyor; bir resmi, ressamını unutup seyretmiyor. Fakat, nasıl oluyorsa, Allah’ın kudretiyle yazdığı dünya kitabının, yazanını düşünmeyi unutuyor; Allah’ın gösterdiği sahici manzaralara, sun’î nazarlarla bakabiliyor. DUA VE HAYAT İnsan dua eder, Allah ihsan eder. Dün ettiğimiz dualar bugünümüzü şekillendirdiler. Bugün edeceğimiz dualar yarınlarımızı… Dün canı karpuz isteyen bir insan dua eder; bugün duası kabul olur; oturur kendi duasını karpuz olarak yer. Dün araba için dua eder, bugün duasına biner ve gezer. Dün ev için dua eder, bugün duasında oturur, yaşar. Dün bir oyuncak ister, bugün duasıyla neşelenir, oynar… Ne demişler, mutfakta ne pişerse, tabakta o çıkar. Duamızda ne varsa karşımıza o çıkıyor, o çıkacak, dünyada ve sonrasında. Yani dualarımızı yaşıyoruz, dualarımızla yaşıyoruz...
HAYATI KAÇIRMAYALIM İnsan, gökyüzüne, yeryüzüne baktığında duygulanıyor. Kâinat, bir şiir gibi, bir resim gibi, bir kitap gibi insana bir şeyler söylüyor. Demek ki, bir şiirin kelimelerinin, bir resmin renklerinin ve şekillerinin seçilip düzene koyulduğu gibi, kâinatta da her şey, şekilleriyle, renkleriyle tercih edilip, düzene koyulmuş. Bir şiir, bir resim, bir kitap muhatabını beklediği gibi, kâinat kitabı da okuyacak olan muhatabını bekliyor. Niçin bekliyoruz; kâinat kitabı bizim için yazılmış. Her gün, her saat, her an terütaze yazılmakta, bizi beklemekte…
DUYGULAR VE MELEKLER
Duygularımızı, gördüklerimiz, duyduklarımız besliyor. Bir garip gördüğümüzde şefkatimiz, bir âmâ gördüğümüzde şükür duygumuz, bir söz, bir âyet duyduğumuzda ise imanımız, canlanıyor. Aksi hallerde ise duygularımız gittikçe sönüyor, âdeta kayboluyorlar.
Ali Suad _ Zafer Dergisi
Putperest ailenin 'Allah' diyen bebeği
Bir Batı ülkesinde, birkaç Anadolulu genç, doktora çalışması yapıyorlardı. Bir Asya ülkesinden gelmiş ve köken itibarıyla pagan bir toplumun fertleri olan üç arkadaş da aynı üniversitede doktora çalışması yapmakta idiler. Ama bunlar felsefe okuyup ilmî ve fennî araştırmaların içine girince kendi pagan anlayışlarını tamamen bırakmışlardı. Müslüman öğrencilerle tanışınca da merakla durmadan dinî sorular soruyorlardı. Bizimkiler dinî bir okulda okumamışlardı; ama Külliyât’ı iyi mütâlaa etmişlerdi. İnkârcı felsefeden gelen bütün itirazların cevabını Kur’an-ı Kerim’in bu tefsirinde bulmuşlardı. Bu sebeple arkadaşlarının yaratılışla ilgili sorularının cevabı için 23. Lem’a olan Tabiat Risalesi’ne müracaat etmişlerdi. Orada yaratılış ile ilgili dört ihtimal ve yol gösteriliyor. Bunlardan önce sebeplerin üzerinde duruluyor. Temsillerle mesele akla yaklaştırılıyor ve bu akılsız, şuursuz sebeplerin asla yaratıcı olamayacakları gösteriliyordu. Sonra da eşyanın kendi kendine bu düzeni kuramayacağı ve canlıları asla meydana getiremeyeceği izah ediliyordu. Üçüncü ihtimal olarak tabiat konusu ele alınıyor, onun da bu hârika nizamı ve canlıları yaratamayacağı anlatılıyordu. Böylece ilim, kudret ve hikmet sahibi ezelî ve ebedi bir Zat’ın yani Allah’ın her şeyi yarattığı gerçeği kendiliğinden ortaya çıkıyordu. Öldükten sonra dirilme meselesi ise Onuncu Söz olan Haşir Risalesi’nde yine aklî ve mantıkî delillerle anlatılıyordu. Meleklerin varlığı hakkında Yirmi Dokuzuncu Söz, ilmî delillerle meseleyi akla ve mantığa yaklaştıran temsillerle gerçekleri güzel bir şekilde ortaya koyuyordu. Bunlar üzerinde sohbetler devam ederken bir tanesi Müslüman olmaya karar verdi. Memleketine gidince de annesine artık Müslüman olduğunu söyledi. Bir yanlış tepki beklerken onun yumuşak bir tavırla “Bak sana bir şey anlatayım...” dediğine şahit oldu ve kulağını ona verdi. Şöyle diyordu: “Oğlum uzun zaman benim çocuğum olmamıştı. Pek çok doktora başvurduk bir netice alamadık. Bu sefer kendi tapınaklarımızda dualar ettim, olmadı. Ümidimi artık kesmiştim. Bizim fakir bir Müslüman komşumuz vardı. O kadına gittim. Derdimi anlattım, üzüntümü belirttim. Bana ‘Sen hiç Müslümanların mescitlerine gittin mi?’ diye sordu. Ben de ‘Hayır’ deyince, ‘Sen evine git baştan aşağıya iyice bir yıkan da gel.’ dedi. Ben de dediğini yaptım. Beni alıp bir mescide götürdü. ‘Ben namaz kılacağım, sen de benim yaptıklarımı yap. Sonra Allah’a dua ederiz.’ dedi. Namaz kıldıktan sonra beraber Allah’a dua ettik... Bir sene sonra sen doğdun. İlk konuştuğun kelime de ‘Allah’ sözü oldu. Ben ‘Oğlum, anne, de!’ diyordum. Ama sen hep ‘Allah’ diyordun... Tabii sonraları unuttun. Ama şimdi Müslüman olduğunu söylüyorsun. Sen zaten doğduğunda Müslüman imişsin ki, ilk sözün Allah olmuş.” Bir müddet sonra ikinci arkadaşları da İslamiyet’i kabul etti. Üçüncü arkadaşları “Belki kabirde Müslüman olurum!” diyordu. Ama Müslüman arkadaşlarının cana yakın samimi davranışlarına hayran olup arkadaşlarına katıldı. Sonra da gözyaşlarıyla “Ne büyük bir nimet ve lütuf içinde bulunuyorum, yeni fark ediyorum!” dedi...
Abdullah Aymaz_Ailem Dergisi BİR HADİS Kün fi’d-dünya ke-enneke garîbün ev âbiru sebîlin ve udde nefseke fî ehli’l-kubûr. “Dünya gurbetinde olduğunu unutma ve hep bir garip gibi davran ya da bir yolcu gibi yaşa.. Asıl ve ebedî vatanına gideceğine öylesine inan ki, ölmeden önce ölmüş ol ve kendini kabir ehlinden say!” (Tirmizi, Zühd, 25; İbn Mace, Zühd, 3; Müsned, 2/24, 41, 131
BİR DUA Hz. Muaz (ra) rivayet ediyor: “Resûlullah (sas) elimden tuttu ve: ‘Muaz! Vallahi seni Allah rızası için gerçekten seviyorum.” buyurdu. Sonra sözüne şöyle devam etti: “Muaz! Her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: Allahümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetik: Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana layık ibadet etmek için bana yardım eyle!..” (Ebu Davud, Vitir 26. Nesaî, Sehv 60)
BİR HADİS Bedende başın yeri ne ise, dinde namazın yeri de odur. (El-Mu’cemü’l-Evsat, 2/383; Mecmeu'z-Zevaid, 1/292)
Bir yumurta nasıl paketlenir?
Bir yumurta hiçbir zaman elimize paketlenmeden ulaşmaz. Yirmi dört saatlik bir üretim faaliyetinin neticesi olan bu leziz nimet, mutfağımıza kadar güvenle ulaşabilmesi için son derece dikkatle planlanmış bir ambalaj içinde bize sunulur. Yumurta kabuğu deyip geçmeyin. Kırıp çöp sepetine attığımız bu mükemmel ambalaj, mimarisi ve estetiğiyle akılları hayrete düşüren bir sağlamlık, pratiklik ve geometri şaheseridir. Yumurtanın sarısı ve akı, tavuk vücudunda ayrı ayrı yerlerde imal edilir. Sonra bu mamul yaklaşık on altı saat süren bir işlemle ambalajlanır.
Önce yumurtanın şekline bir bakın. Parmaklarınızla iki ucundan ne kadar kuvvetle bastırsanız, kırılmadığını göreceksiniz. Bu sağlamlığın yanında pürüzsüz ve kusursuz bir şekli de vardır. Normalde çok iyi bir kalıba ve tezgaha ihtiyaç duyan böyle bir eser, içinde hiçbir kalıp bulunmayan tavuk vesilesiyle bize sunulmaktadır. Yumurtayı paketlemekle görevli olan bez, tavuğun vücudundaki bütün kalsiyum ve karbonat iyotlarını çekecek şekilde düzenlenmiştir. Öyle ki, tavuğun besininde kalsiyum eksildiği zaman, kabuğun hammaddesi olarak tavuk, kendi kemiklerini kullanır. Öyle bir fabrika düşünün ki, tavuk kanı gibi pek de iştah açıcı olmayan bir maddeden hem yumurta sarısını hem yumurta akını hem de kabuğunu ayrı ayrı çıkarsın ve beş-on santimlik bir üretim şeridi içinde bütün bu işleri tek tek gerçekleştirdikten sonra kan ve dışkı gibi iki pisliğin içinden yumurta gibi tertemiz ve faydalı bir gıda üretsin. Bir şeyden her şeyi yapan bir ilim ve kudretin sahibinden başka bu fiile mührünü basabilecek kim var? Modern teknoloji tavuğun besininden ya da kanından yumurta yapabilecek bir fabrikayı kuramadı. Olmaz ya, eğer kurmuş olsaydı bugün bir yumurtayı on beş kuruşa değil, yüzlerce liraya yiyemezdik.
* “İnsan yediği şeylere bir baksın.” (Abese Sûresi, 24)
* Her yumurta kırışınızda, kabuğu atmadan önce ona uzun uzun bakın. Size bu nimeti böyle mükemmel bir ambalaj içinde göndereni düşünün. O’nun adını anın, afiyetle yiyin ve O’na şükredin.
Dünyayı terk ne demek?
Dört şey için dünyayı terk etmek gerekir: 1- Dünyanın lezzet ve zevkleri zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi ve sancısı vardır. 2- Dünyanın ömrü kısadır. Süratle yokluğa doğru gitmektedir. Ayrılma veya yok olma düşüncesinin verdiği elem, beraberlikten hasıl olan lezzeti acılaştırıyor. 3- İnsanı bekleyen ve insanın da süratle kendisine doğru yol aldığı kabir, dünyanın ziynetli eşyasını hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünyada nefsin hoşuna giden şeylerin çoğu kabirde çirkin ve geçersizdir. 4- Peygamberler, sıddıklar, şehitler, Salihler ve hakiki dostların ekseriyeti kabir memleketine gitmişlerdir. Burada kalan bir ikisi de gitmek üzeredir. Öyle ise o dostların yanına gitmeye hazırlanmak gerekir. Ahirette o dostlarla beraber olmanın yolu ise, onların hâlleri ile hâllenmek, açtıkları yolda yürümek ve onlar gibi yaşamaktan geçer.
Susmak büyük bir fazilettir
Peygamberimizin halinde sükût, yani sessizlik hakimdi. Sükûtu çok sever, ihtiyaç olmadan konuşmazdı. Güzel konuşmayan veya konuşurken edep ve terbiyeye uymayan kişiden yüzünü çevirirdi. Sahabîlere, “Resulullah’la sohbet eder miydiniz?” diye sorduklarında, onlar, “Evet, fakat o çok az konuşurdu.” şeklinde cevap verirlerdi. Peygamberimiz, sahabîlerin sorusu üzerine cihat, oruç ve zekâttan sonra en hayırlı ibadetin sükût olduğunu bildirmiş ve şöyle buyurmuştu: “Susmak, konuşunca da hayır konuşmak.” Muaz bin Cebel’in, “Dilimizin söylediklerinden mes’ul olur muyuz?” demesi üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu: “İnsanları cehenneme yüzüstü düşürecek olan şey, dillerinden başkası değildir. Kim Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin, ya da sussun. Hayır konuşun, faydalanın, kötü konuşmayın ki, selâmette olasınız.” Peygamberimiz her fırsatta yerinde konuşmanın, boş yere söz söylememenin önemini bildirmiştir 引用通告此日志的引用通告 URL 是: http://ilknurmahmutoglu1980.spaces.live.com/blog/cns!AF6477D8DC789D10!313.trak 引用此项的网络日志
|
|
|